Şeytan Marka Giyer'in Satır Araları

 


Sinemada popüler olan filmlerin bir devam filminin çekilmesi adettendir. Birkaç yıl içinde gelen devam filmleri genelde ilkinin gölgesinde kalır ve pek sevilmezler. Üçüncüsünde ise işin tadı kaçar.

2006 yapımı Devil Wears Prada (Şeytan Marka Giyer) filmi için bu durum alışılmışın dışında oldu. Devam filmi tam yirmi yıl sonra, 2026'da çekildi ve ilkini aratmayacak kadar incelikli bir film yapmışlar. İşin enteresan tarafı bunca yıl sonra aynı kadroyu (dört başrol oyuncusu) ve aynı yönetmeni bir araya getirmiş olmaları.

Benim moda dünyasıyla pek ilgim yok. Benim için bu filmi ilginç kılan şey, yayıncılık dünyası, özellikle de dergi yayıncılığı için yaptığı mükemmel tespitler.

İkinci filmi sinemada izlemeden önce, yirmi yıl önce izlediğim ilk filmi evde bir kez daha izledim. Bir kitap uyarlaması olan film, gerçek bir karakterden, Vogue dergisi yayın yönetmeni Anna Wintour’un hayatından esinleniyor. Meryl Streep’in hayat verdiği karakter sizlere her ne kadar abartılı görünse de bu insanların varlığına gerçekten şahitlik ettim.

1993-98 yılları arasında, Türkiye’de yazılı basının, özellikle de dergiciliğin zirve yaptığı bir dönemde sektörün birebir içindeydim. Tıpkı filmdeki Anne Hathaway’in oynadığı Andrea karakteri gibi, bir çömez olarak girdiğim basın camiasında, altı yedi farklı yayında, haber müdürlüğü dâhil pek çok görev yaptım. Benim yaşımda birine nasıl haber müdürlüğü yaptırdılar acaba diye hep düşünüyorum: Gerçekten çok yetenekli miydim, sektörde kalsam bugün ne yapıyor olurdum?

Türk basınının Cağaloğlu’ndan İkitelli’deki plazalara transfer olduğu dönemdi. Bir anda tozlu binaların yerini şık dev ofisler, daktiloların yerini bilgisayarlar almıştı. O dönem çalıştığım Sabah Grubu’nun Para Dergisi, haftalık bir ekonomi dergisiydi. Neredeyse her ay yeni bir dergi yayınlanıyor, her ilgi alanının bir dergisi oluyordu. Biz de pek çok derginin olduğu açık bir ofiste çalışıyorduk. Biz sıkıcı ekonomi dergileri yaparken, mesela komşu Cosmoplitan dergisi Tarkan’ın çıplak fotoğraflarını çekiyordu. Ekonomi dergilerinin arasında da tatlı bir rekabet vardı. Tiraj için sürekli yeni şeyler deniyorduk. Hatta kişisel bir çaba olarak pazar günleri, derginin çıktığı gün, mahalledeki bayiye gider, bizim dergiyi diğerlerinin üstüne koyardım. Pek çok arkadaşım da aynısını yapıyordu.

İlk Devil Wears Prada filmi, benim sektörden kopuşumdan on yıl sonrasında 2005-2006’da geçen bir hikaye olsa da basın dünyasının hâlâ havalı olduğu bir dönemde geçiyordu. Fakat 20 yıl sonra bugüne gelince, basılı dergi sayısının yok olma noktasına geldiği, her şeyin dijital ortamda geçtiği bir dünyada nasıl bir film yaptıklarını merak ettim. İki filmi üst üste izleyince bu değişimi çok net bir şekilde görüyorsunuz. Aynı kişiler, aynı dergi ama dünya değişmiş. Stanley Tucci’nin oynadığı Nigel, gelinen durumu çok iyi özetliyor: “Biz artık dergi değiliz, insanların işerken kaydırdığı post’lardan ibaretiz.”

Sahi, siz en son ne zaman bir dergi satın aldınız? Eskiden doktor muayenehanesinde sıra beklerken sehpadaki dergilere bakılırdı. Starbucks Türkiye’de ilk açıldığında günlük gazete ve dergi bulundururdu. Bugün olsa kim bakar? Eğer telefonunuzun şarjı bitmediyse tabii...

Devil Wears Prada 2, bu konularda çok güzel tespitleri ve alt metinleri olan bir film. Belki de konu benim ilgi alanım olduğu için bu alt metinlerle bu kadar ilgilendim. Yoksa yıldız oyuncuların olduğu, güzel kıyafetler ve hoş ortamlarda geçen bir Hollywood seyirliği aslında.

Tam da filmde bahsedildiği gibi artık kimsenin makale okumaya vakti yok. (Siz bu yazıyı buraya kadar okuduysanız bravo size) Tıpkı uzun şarkıları kimsenin dinlemediği gibi. Bugün yapılsa, o uzun uzun girişleri ile Final Countdown ya da Money For Nothing ünlü olabilir miydi?

Benim bu yazıyı kaleme almama ilhamım ise spordan bir arkadaşım ile sohbet ederken ortaya çıktı. Ceren, çocukken annesinin dergilerini karıştırıp hep bir moda dergisinde çalışmayı hayal etmiş. Eğitimini tamamlayıp iş hayatına girdiği dönemde ise basın dünyası ışıltılı dönemini çoktan kaybetmiş ama o yine de moda alanında çalışmaya devam ediyor. Muhtemelen Ceren, bu sektörde çalışmak isteyen son nesli temsil ediyor. Zira artık böyle bir sektör kalmadı, kalmayacak.

Ama yine de kıymet bilir bir avuç okur var. Onlar bugün Gazete Oksijen’i hayatta tutan, Milliyet Sanat dergisini hâlâ satın alan kitle. Devil Wears Prada 2 de bu kitleye selam durarak final yapıyor.

Filmden çıktığımda eşimle, acaba 20 yıl sonra bir devam filmi olur mu, o gün nasıl bir dünya olur diye konuştuk. Muhtemelen Meryl Streep oynamaz, dedim ben.

Ama olur da bir devam filmi olursa, her iki filmde de güncel bir şarkı gibi ışıldayan Madonna’nın “Vogue” şarkısı, üçüncü filmde de mutlaka çalar. 1990’da yapılan bu şarkı hâlâ o kadar iyi ki, 2046'daki filme de çok yakışacağından eminim.

Kısmet olursa biz de izler, bir iki satır yazarız. O gün artık yazı havaya mı yoksa suya mı yazılacaksa...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Mersin'i şehir olarak yaşamak

B Yüzü Şarkıları Vol.2

Kebapsız Adana